Mahkeme Salonuna Başörtüyle Girilir Mi?
Hayatın Ortasında Bir An
Kayseri’nin o sıcak, boğucu yaz günlerinden biriydi. Saat henüz sabahın erken saatleriydi, ama hava kararmaya başlamıştı bile. Sıcak, birbiriyle yarışan yaz renkleriyle kasvetli bir görüntü sergiliyordu. O gün, büyük bir sınavım vardı. Yalnızca hukuki değil, bir insan olarak kendimi ne kadar özgür hissettiğimi anlamam gereken bir sınav.
Bir süredir adliye koridorlarının soğuk, gri havası beni içine çekmişti. Bugün, hem kendi içimdeki cesaretimi hem de dışarıdan gelen toplumsal baskıları sorgulamak zorunda kaldım. “Mahkeme salonuna başörtüsüyle girilir mi?” sorusu, kafamda deli sorular gibi dönüp duruyordu.
O an, 25 yaşında, hayatın en karmaşık dönemlerinden birindeydim. Hem özgürlüğümün sınırlarını, hem de kimliğimi ne kadar koruyabileceğimi test edecektim. Bu sıradan bir dava değildi, bu bir simgeydi, bir isyandı; başımı örtme özgürlüğüme sahip olduğumu, tüm engellemelere rağmen başörtümü seçme hakkımın bir insan hakkı olduğunu göstermekti.
Koridorun Huzursuz Havası
Koridorda bir iki avukat, birkaç güvenlik görevlisi, bir avuç gazeteci ve usulca yürüyen diğer davalılar vardı. Herkes belli bir yerde duruyor, başını eğmiş, gözlerini yere dikmişti. O sırada kimseyi fark etmedim, sadece ağır adımlarımın yankılarını duydum. Kalbim neredeyse boğazımda, ellerim ter içinde, her adımda biraz daha fazla heyecan hissediyordum.
O an birinin beni izlemesi, mahkeme salonunun kapısını geçmeye çalıştığımda, bana baktığını fark etmesi korkutucuydu. Gözlerini bana doğru çevirdiği o an, hayattaki en garip hissi hissettim: Bir adım atmamı bekleyen yüzler… Arkamda neredeyse bir ordu gibiydi.
Gözlerim, üzerimdeki başörtümü bir an için sorguladı. O sırada zihnimdeki onca düşünceyi bir kenara bırakıp kendime doğru baktım. “Evet, ben buradayım ve başörtüsüz de bu mahkemeye giremem. Başörtüm benim kimliğim, bir özgürlük, bir inanç…” O düşüncelerle yavaşça kapıyı araladım.
Başörtüsüyle Girişim
Adaletin arayışına, sessizce ama inançla girmek, her zaman cesaret isterdi. O an başörtüsünü çıkarıp çıkaramamam gerektiğini düşünmedim, yalnızca o anı yaşamak istedim. Sadece o an değil, tüm geçmişimle bir hesaplaşmaya girdiğimi hissettim.
İçeri adım attığımda, mahkeme salonu sanki farklı bir dünyanın kapılarını aralamış gibiydi. İçerideki ağır, soğuk havayı hissettim, ellerim buz kesmişti. Ama başımda bir örtüyle odaya girerken, kendimi sadece bir birey olarak değil, bir insan olarak hissettim. O örtü, bana güç veriyordu. Diğer tüm mahkemelerde, diğer tüm davalarda kimseyi bu kadar etkilememiştim, ancak o an, başörtümle, kimliğimle, duruşumla oradaydım.
Bazı bakışlar, bazı kıskanç gülümsemeler, belki de belirsiz fısıldamalar… Birçok insan, bu devasa salonun ortasında fark etti ki ben başörtüsüyle geldim. Neden? Çünkü bu bir tercih değil, bir simgeydi. O simge, kimliğimin bir parçasıydı. O anı düşündükçe, duygularım birbirine karışıyordu; utanç mı, gurur mu? O kadar ağır bir duygu yüklüydü ki her şey.
Ve sonrasında, karar verici hakim bey konuştu. Herkes susmuştu. Herkes, o an, başka bir şeye odaklanmıştı. Ama ben tek bir şey düşünüyordum: “Başörtüm burada, ben burada, kimliğimi reddedemem.”
Bunu Geçmek
Mahkeme salonuna başörtüsüyle girmek, o kadar çok şeyin birleşimiydi ki… Sonuçta, herkesin bana baktığını fark ettiğimde, kalbimde hissettiğim tek şey özgürlük olmuştu. Evet, belki birçoğu bana şaşkınlıkla bakıyordu. Kimileri “yapma” der gibi bakıyorlardı. Ama ben, o an, özgürlüğümün her zerresini hissediyordum.
O an, bir başörtüsünden çok daha fazlasını taşıdığımı fark ettim. Her şey, her bakış, her fısıldama… Bunlar aslında hayatta her an karşılaştığımız duvarlardı. İnsanları tanımanın, onları kabul etmenin zorluğu… Oysa ben sadece kimliğimi yaşamak istiyordum. Başörtüm, sadece bir başörtüsü değil, bir özgürlüğün sembolüydü. Mahkemelerde de, sokakta da, hayatın her anında kim olduğumu göstermek hakkım değil miydi?
Hikayenin Sonu: Umutla Yola Çıkmak
Bugün mahkeme salonuna başörtümle girdiğimde hissettiklerim, özgür bir birey olmanın ötesindeydi. O anı geriye dönüp her düşündüğümde, sadece özgürlüğün değil, kendi gücümü kabul etmenin önemini hissediyorum. Kimseye kanıtlamak zorunda değilim, ama yaşamımın her anında kim olduğumu savunmak, başımı eğmemek hakkım. O gün, başörtüsüyle mahkemeye girmenin, hayatta en çok sevdiğim şeyin ne olduğunu bir kez daha anlamama vesile oldu: Kendim olmak.
Hayatın her anında, başkalarının ne düşündüğünü düşünmeden kendi yolumda yürüme cesaretine sahip olmalı insan. Çünkü en sonunda, başkalarının bakışları değil, kendi içindeki inançlar ve duygular, hayatını şekillendiriyor.
Bugün başörtüsünü başımda taşımak, yarın başka bir zorluğu aşmak… Bu sadece bir başlangıç.